arka bahçe · tiyatro

Suriyeli Bir Çocuk İçin

Bir mucizeden, bir gözyaşından ve asla unutmayacağım bir gülümsemeden bahsedeceğim bu gece. Hiç unutmamak için.

Fena halde dizim kaşınıyordu. Van DT ekibi olarak Ankara’dayız. Malumunuz, festival zamanı. Ziraat Sahnesi’nde oyunumuz vardı, bugün. Oyun sonrası ekiple Hacıbaba’da biraz vakit geçirdikten sonra dedim ki, Caribou’dan bi’ kahve alayım da geçeyim yeniden tiyatroya. Kahvemi aldım ve Anıl aradı. Dur, dedi, ağabey. Yağmur ile geliyoruz. Biz de kahve alalım birlikte geçeriz. Eh, neden olmasın? Geldiler ve kahvelerini almak üzere girdiler içeri. Dizim dehşetle kaşınıyordu. Dizimi kaşıyıp Galatasaray formamla caka satarak kahvecinin önünde dingildemeye devam ettim.

Suriyeli bir çocuk gülümseyerek bana doğru yürümeye başladı. Bilen bilir, Suriyelileri kardeşimiz olarak görüyor ve her fırsatta onlar için bir şeyler yapmaya çalışıyorum. VE bu güzel sandığım cümle bile yaşadığım şey karşısında beni kurtarmaya yetmedi. Çocuk yaklaşınca en ‘iyi’ hamlemi yaptım: Cebimdeki bir liraya attım elimi ama o küçük çocuk bunu umursamaksızın siyah torbasından bir paket kağıt mendil çıkardı ve pakedi açtı. Gülümseyerek pakedin içinden bir mendil çıkardı ve ben ne olduğunu anlamadan önce Arapça bir şeyler söyledi. Anlamadım. Efendim? dedim Ve cevap olarak sadece dur, dedi. Elindeki peçeteyle zaten minicik olan boyuyla dizleri üstüne eğildi ve bacağımı silmeye başladı. Bacağım dehşetle kaşınıyordu. Meğer kanatmışım. Suriyeli kardeşim elleriyle kanımı silerken utançla bir lirayı cebime koydum. Nereli olduğunu sordum, sohbet açılsın diye. Suriyi dedi, kırık konuşmasıyla. Kaç yaşındasın? Yedi. Dizimi silmeye devam ederken kağıt mendil pakedinin yapışkan kapağını yerinden söktü, bir parça mendil kopardı ve o mendil ile yapışkandan bana yara bandı yapmaya çabaladı. O küçücük yapışkan, kağıt mendili tutmadı tabii. Gülümsedi ve olmadı, dedi. Bacağımı gösterdi. Ne olduğunu sordu Arapça. Bu sefer anladım ve kaşıdım, dedim. Kaşını gösterdi benim canım kardeşim. Yok, dedim, bir elimle diğer elimi kaşıma hareketi yaptım ve anladığını belli eder bir sesle elindeki bir yarayı gösterip kaşıma hareketi yaptı. Anlaştık. Tekrar sildi yaramı ve kalan kağıt mendilleri olduğu gibi bana verdi. Baktı bana, gülümsedi, bekle iyi olacak, dedi ve yürümeye başladı. Tam giderken gönlünden ne geçtiyse dönüp baktı ve yeniden karşılıklı gülümsedik. İçimden hüngür hüngür ağlamak geçerken belki de uzun süredir olmadığı kadar dehşetli bir sıcaklıkla gülümsedim ona. Yürüdü, gitti.

Geçenlerde Twitter’da bahsetmiştim. Hem bize Çocuk Tiyatrosu deneyimi olsun hem de iyilik yapalım diye, Temmuz ayında, Suriyeli Mülteci Çocuklarla tiyatro yapacağız. İçimdeki sıcaklığı, sevgiyi, acımaksızın içimde biriken o destek olma ihtiyacını belki yazarak anlatamam; ben yazar değilim. Lakin ben bu yaz, ne tiyatro ne de iyilik için yapacağım bahsettiğim çalışmamızı. Ben bu yaz, bugün bir iyilik karşısında ne yapacağımı bilemediğim için, mutluluktan ağlayamadığım için ve aklımdan asla çıkmayacak olan o muazzam gülümseme için Suriyeli kardeşlerimle oyunlar oynayacağım.

K / 10.605

Reklamlar