tiyatro

Belki Ölürüm Diye..

Hayatımın en zor ve en garip günlerinden biri.
Bugün, İsa takvimiyle, 13 Mart 2016. Hala hayattayız ve bu utanarak söylediğimiz bir şey. Bugün, Küçük Tiyatro’da ilk genel provamızı yapıyorduk. Ankara Devlet Tiyatrosu’nda yönettiğim ilk oyunun ilk genel provası ve acısıyla tatlısıyla 40 günlük emeğimizin ilk meyvesi. Ardından akış öncesinde bomba haberi geldi. Ankara’da, Kızılay’ın ortasındaki otobüs duraklarının önünde bombalı saldırı gerçekleşti. 18:45’te ve yüzlerce, yüzlerce insanın olduğu bir yerde. Bombanın ardından tiyatromuzun içini ambulans sesleri doldurdu.

Sıkışık bir prova ve temsil programımız olduğundan, ilk ve son teknik prova imkanımız olduğundan, provaya devam etme kararı aldım. Hepimiz üzgün ve şoktaydık. Ekibimizi topladım ve bir konuşma yaptım. Ne kadar üzgün olduğumu ve provaya devam kararımın sadece teknik bir beklenti olduğunu anlattığımda tüm ekip, herkes, müthiş olgunlukla bunu karşıladılar. Hepsine, ekibimizin her bir kişisine minnettarım. Prova sonuna dek hepimiz bir yandan sosyal medyaya düşen dehşete tanık olur, bir yandan aileler ve dostlara ulaşmaya çalışırken işimizi tamamladık. Belki de ulusal yas nedeniyle -haklı olarak- ertelenebilecek olan prömiyerimiz için genel prova yaptık. Elbette hiçbir not okumaksızın prova sonunda ailelerimizin ve dostlarımızın yanına gittik.

Öyle fena, öyle garip, öyle zor bir şey yaşıyorum ki. Patlamanın olduğu 40 gündür hemen her prova sonrası durağından otobüse bindiğim yer. Bu şehir benim evim. Dahası 5 yıldır Van’da ve çevresinde tanık olduğum şeyler bugün olanlardan da beter. Bu yıl boyunca Diyarbakır DT’de ve yörede tiyatro yapmakta olan kardeşlerim kim bilir neler yaşadılar. Ve ben bu şartlar altında, belki de oyunumuz prömiyer yapabilir, düşüncesiyle ve sorumluluğuyla işe devam etmek zorunda kaldım. Ekibimizdeki başka başka şehir, aile ve kökenden gelen insanlarımız kim bilir neler hissettiler ve işlerine devam ettiler. Ardından evime geldim, onlarca mesaj ve arama vardı telefonumda. Mesajlara yanıt vermeye başladım. Bir zor duygu daha şuydu. Yarın, Berlin’deki eğitimim sırasında partnerim olan ve yakın arkadaşım olan Lasse Ankara’ya gelecek. Ona bir mesaj attım. Durum budur, eğer istemezsen gelmeyebilirsin ve bunu anlarım dedim. Oysa bana bunu bir süredir zaten düşündüğünü ve kesinlikle gelmek istediğini, seyahatini gerçekleştirmekte kararlı olduğunu yazdı. Ölüm korkusuyla veya hayat tarzını değiştirmek düşüncesiyle yaşamak istemediğini ve önüne baktığını söyledi. Bense, son 5 yıldır yaşadığı her şehirde bomba ve çatışmaya tanık olan, çocuk tiyatrosuna gönül vermiş, down sendromlu bir çocuğun hikayesini anlatan bir oyunla iki gün sonra yönetmenlik serüvenine devam edecek olan genç bir tiyatrocuyum.

En yakın dostlarımdan biriyle Harry Potter okumaları yaptığımız parkta bu gece insanlar öldü. Tanıdığım herkes mutsuz, umutsuz ve üzgün. Bugün yanımda olan, beni merak eden, yaşam tarzını savunmaya çalışan ve hala fedakarca kendinden başkasını da düşünebilen tüm insanlara minnettarım. Gerçekten çok garip hissediyorum. Bunları buraya ve bugün bana ulaşmaya çalışan herkese yazmak istedim. Sadece paylaşmak istedim. Gönül verdiğim işimle ilgili ilk yazının bu olması nahoş; ama paylaşmak istedim. Çünkü bu gece ve bundan önce sonra hayatta kaldığımız her gece sadece incecik ve alaycı bir şansa bağlı. Belki de herhangi bir şeyi daha söyleyecek bir gecemiz daha olmayacak ve ben bir gecem daha olsa çocuklar için tiyatro yapmak, sevdiklerimle olmak ve bunları söylemek isterdim. Belki de yarın gece ölürüm diye, bunları içimden atmak istedim.

İyi geceler.

K. / 10.558

Reklamlar