tiyatro

Avutulmamış Çocuklar

“Adamım yalnız kaldı sahnede; yalnız yalnız adamlardır tiyatro”

Ferhan Şensoy (İçinden Tramvay Geçen Şarkı)

Tiyatronun ne olduğu ve hiç yoktan yere insanların neden tiyatro yapmaya yöneldiği, bir sürü insanın kafasını yormuştur. Herkes biraz meşrebince biraz da gözlediğince yanıtlar bulmuş bu muammaya. Bugün de ben vereyim bir yanıt. Neden olmasın yani? Burası da işte, kendi kendime takıldığım, bir kuytu ne de olsa. Tiyatro, avutulmamış çocuklardır. Nasıl mı? Başlayalım.

Alkışlanmak için yaparız biz tiyatroyu. Onaylanmak var, beğenilmek var ve sevgi var alkışın içinde. Tüm çabamız o biricik an içindir. İşte bunun altında yatana yanıt vermiş bir sürü büyüğümüz. Şimdi 11 yıldır ülkemizde sahneye çıkan, 60’dan fazla ile turne yapmış, oyunlar oynamış ve yazmış ve yönetmiş genç bir tiyatrocuyum. Bu küçük yaşanmışlığa sığınarak bir şeyler yazmak istedim bugün. En iyi bilidğim şeye, kendi hikâyeme bakıyorum. Çocukluğum boyunca evde kopan kavga gürültü ortamı, onaylanmamışlıklar ve hep bir kendini açıklama ihtiyacı. Karın ağrıları. Bazen de kalp çarpıntıları. Sonra sonra insanlara bunu anlatmak için kullandığım taklit yapmalar, minik minik gösteriler ortaya çıktı. Farkettim ki, ben derdimi bu şekilde anlattığımda beni onaylıyorlardı. Yüzleri gülüyordu; dahası bazı düşünmemişliklerine dikkat çekiliyordu. Eh, ben ne bileyim o zaman okulda yaptığım bu minik gösterilerin bir çeşit meddahlık bir tür sahne oyunu olduğunu. Sonradan anladım. Tiyatroyla ve tiyatro kitaplarıyla tanıştığımda anladım. Alkışlanmak, işte o eski hallerin yara bandıydı önceleri. Avutulmamışlığa uçucu bir merhem.

Peki yani ne çıkaracağız bundan? Tiyatro dediğin bir grup sinir bozucu ve eksik sevilmiş hastanın kendi kendini avutması mıdır? Elbette, hayır. Avutulmamış çocuklardır tiyatro, derken bahsettiğimiz bu yol daha güzel bir yol. Hem kendimden hem okullara yetiştirdiğim öğrencilerimden hem de etrafımdaki tiyatroculardan bir tanesi bile çok mutlu ve sağaltılmış, avutulmuş çocukluklara sahip değil. Bu kısmı böyle. En mutlu olanı bile aşamadığı bir avutulmamışlığı nedeniyle kendini ifade etmek için bu yola girmiş. Ancak dünyaca ünlü psikiyatrist ve yazar Alice Miller’ın dediği gibi, sanat kendi geçmiş acılarımızı onarmak için kullandığımız bir terapi değildir. Çünkü geçmiş acılarımız hiç geçmez. Onları iyileştiremeyiz. O olaylar ve o insanlarla asla barışamayız. Ancak helalleşebiliriz onlarla. Onların yasını tutabilir, onların farkında olabilir ve onlardan yeni yeni yollar yaratabiliriz. İşte o zaman sanat üretmeye başlarız. Kendimizi avutmayız sanatla, tiyatroyla. Avutamayız da. Bunu yapmaya çalıştıkça dibe düşen çok insan gördüm. Sanat ancak avutulmamışlığını çok iyi tanımak ve insanlara avutulmamış çocukların hikâyelerini anlatarak onlarda sevgi yaratmak için var. Biz avutulmamış çocuklar, tiyatro yaparak ancak sakin kalabilir ve ancak bu yolla insanlarda duygudaşlık yaratabiliriz. Tiyatromuz yoluyla, “Ey insan kardeşim, bak çocuğunu örseleme, karşındakini öteleme ve sen sana ne sanırsan ayruğa da onu san!” diyebiliriz. Tiyatrocu, kendiyle yüzleşmeye cesareti olan, sonra bunun yasını tutan ve insanlar için -kendi için değil- tüm insanlar için bir cümle söz söylemeyi ve kendini dinletmeyi becerebilen kişidir yani. Ancak o zaman sanatçıdır. Hiç avutulmayacak ve avutulmamış çocuklardır işte böylece tiyatro. Başka çocuklar huzurla uyusun diye anlatılan masallardır işimiz gücümüz.

Nereden mi çıktı bunlar?  Yarın, şimdiye dek beni en çok heyecanlandıran işin ilk günü. Hem çok gergin hem de heyecanlıyım. Yıllarca kendimi keşfetmek ve benden üretilip insanımıza varacak sanatın ucunu yakalamaya çalıştım. İki, üç sene kadar önce o ucu bulduğumu hissediyorum: Çocuk Tiyatrosu. Yarın ise, Devlet Tiyatroları bünyesindeki ilk çocuk oyunu rejisörlüğüme adım atacağım. Down Sendromlu bir çocuğun, futbol teması üzerinden aktarılan, zorluklar ve sevgi dolu hikâyesini anlatan bir oyun. Oyun benim yapacağım rejiye göre tam bir “öteki” hikâyesi olarak aktarılacak ve hayatın çocuğa getirdiği tüm zorluklara karşı onun dayanma gücünü ve de öteki olana nasıl davranılması gerektiğini anlatacak. Bu oyunla ben, kendi avutulmamışlığımı sağaltmayacağım ama avutulmamışlığı iyi bilen biri olarak çocuklarımıza o sözü söyleyeceğim: “Sen sana ne sanırsan, ayruğa da onu san!”

Çünkü bir çocuğun başını okşamamak, onu ihmal etmek, çocuğu öteki etmek ve dışlamak her zaman bir sanatçı yaratmayabilir. Avutulmamış çocukların en şanslıları ve en iyi yüreklileridir sanatçılar. Ancak avutulmamış bir çocuk, büyüdüğünde bazen bir tecavüzcü, bazen bir seri katil, bazen bir diktatör olabilir. Ve tiyatro, çocuklarımız avutulsun diye benim elimden gelen en güzel şey. Tüm kusurlarıma ve avutulmamışlığıma rağmen.

Reklamlar