tiyatro

Meraklısına Berlin’de Katıldığım Değişim Programı Hakkında Rapor

ETC PERSONEL DEĞİŞİM PROGRAMI HAKKINDA FAALİYET RAPORU

European Theatre Convention (Avrupa Tiyatro Konvansiyonu), her sezon üyesi bulunan ülke tiyatrolarının oyuncu, teorisyen ve teknik personelinin tamamına bir personel değişim programı imkanı sunmaktadır. ETC Staff Exchange Program, katılmcılarını bir ay süreyle bir başka Avrupa ülkesinin tiyatrosunda bilgi-görgü programına tabi tutmaktadır.

Ben de ETC çatısı altında, Devlet Tiyatroları ve Deutsches Theater işbirliği ile 1 Mayıs 2015 – 1 Haziran 2015 tarihleri arasında Berlin/Almanya’da bu Değişim Programına katıldım. Deutsches Theater’ın Çocuk ve Gençlik Tiyatroları yapılanması, bu türde oyunlar ve yapılan çalışmalar hakkında bir bilgi-görgü edinme amacındaki seyahatimin hayli verimli geçtiğini söyleyebilirim. Kurumumuzun, ETC’nin ve Deutsches Theater’ın bana program boyunca sunduğu maddi ve manevi imkanların tamamının Berlin’deki incelemelerim için hayli yeterli olduğunu söylemeliyim. Bir ay boyunca tarafıma tahsis edilmiş olan bir evde yaşadım ve başta izlemek istediğim oyunların biletleri ve katılmak istediğim atölye çalışmalarının biletleri olmak üzere her türlü ihtiyacımın karşılanması için çabalayan tüm Devlet Tiyatroları, Deutsches Theater ve ETC ailesine minnettarım. Bu şartlar sayesinde rahatlıkla inceleme konum olan Çocuk ve Gençlik Tiyatrolarına ve Berlin’deki tiyatroların işleyiş ve çalışmalarına odaklanabildim. Bu rapor kapsamında teşekkürlerimi iletmenin yanında bu programa daha sonra da katılmak isteyecek tüm meslektaşlarıma bu nevi çalışmalara gönül rahatlığıyla katılmalarını tavsiye ederim.

ALMANYA’DA DEVLET DESTEKLİ TİYATROLAR VE ÇALIŞMA YÖNTEMLERİ

Çalışma alanım olan Çocuk Tiyatrosu ve değişim programı kapsamında katıldığım Junges DT hakkında bilgi vermeden önce Berlin’de tiyatro yapılanması, sistemi ve ürünleri hakkındaki gözlemlerimi aktarmak isterim. Tüm Almanya’da Devlet Tiyatroları sistemi bizim sistemimizden farklılıklar arz etmektedir. Bizim Devlet Tiyatrolarımız tek bir Genel Müdürlük ve ona bağlı Bölge Müdürlükleri ile yönetilmekte ve bölge hassasiyetlerini gözetmekle birliklte Genel Müdürlükçe belirlenen bir sanat politikası ile tür, biçim ve anlayış bakımından bütünlük içindedir. Almanya’da ise her şehirde bir sürü “Devlet Tiyatrosu” diyebileceğimiz tam ödenekli tiyatrolar bulunmakta ve her birinin ayrı ayrı Genel Sanat Yönetmeni bulunmaktadır. Bu nedenle Devlet Tiyatroları altında yekpare bir yapılanma olmayıp, her bir tiyatronun kendi anlayış, sistem ve yönelimlerine göre çalışmalar yapması prensibi ön plandadır. Bu Genel Sanat Yönetmenleri -istisnalar haricinde- bir tiyatronun başında en fazla 5 yıl görev yapmakta ve daha sonra onları görevlendiren üst kurul tarafından başkaca tiyatrolarda Genel Sanat Yönetmeni olarak değerlendirilmektedirler. Bu durumun getirisi olarak tiyatrolar, ciddi bir rekabet içindeler. Birbirlerinden farklı işler yapmak kaygısı ve tiyatrolar arasındaki rekabet tüm sanatkarları daha yaratıcı olmaya itmekte. Bir başkaca farklılık da aktörlerin Devlet Tiyatrosu kadrosundaki durumları. Devlet Tiyatroları kadrosu, Almanya’da da sanatçılar, teknik çalışanlar ve dramaturglar için geçerli. Ancak bu kadrolar bizdeki gibi bir ömür boyu iş imkanı sağlamak yerine belirli süreler için anlaşmalarla verilen haklardan oluşmaktadır. Böyle bir zorunluluk olmamakla birlikte bir tiyatroda Genel Sanat Yönetmeni değiştiğinde kendi ekibini kurmak arzusuyla, sözleşmelerinin de bitmiş olması koşuluyla, daha önce kadroda bulunan çalışanlarla yollarını ayırma hakkına sahiptir. Ancak bu hak, Alman Devletinin bir yasa maddesiyle suistimale kapalı hale getirilmiştir Bu yasa “Sanatçılar Özgürdür” şeklinde kısa bir yasa olup sanatsal yaratıcılığın önüne hiçbir siyasi ya da sosyal engel konulmaması üzerinedir. Dolayısıyla yapılan uygulamalar daima sanatçıların lehine şekilde ve onların haklarını incitmeden gerçekleşmektedir. Bunun haricinde yine bizim çalışma sistemimizde olduğu gibi sözleşmeli çalışanlar tüm birimlerde varlıklarını sürdürmektedirler. Genç ve yeni mezun oyuncular arasındaki işsizlik, iş rekabeti ve maddi sıkıntılar ise tıpkı ülkemizde olduğu gibi insanları hayli zorlamakta ve yeni nesillerin tiyatroya yönelmesinde de bir engel teşkil etmeye devam etmektedir.

Berlin’de geçirdiğim süre içinde 10 ayrı tiyatrodan 16 adet oyun izleme imkanım oldu. Yine aynı tiyatrolarca yapılan 8 adet atölye çalışmasına katıldım ve bazılarında aktif olarak yer aldım. Bu gözlemlerden yola çıkarak Almanya’da da tiyatronun temel sorunlarının bizimkinden çok da farklı olmadığını söylemek isterim. Temel sorun şöyle: Salonlar bir şekilde sadık tiyatro izleyicisi tarafından dolduruluyor. Ancak seyircilerin çoğunluğu orta yaş ve üzerinde ve gelir düzeyi orta-iyi düzey ve üzerinde insanlardan oluşmakta. Tiyatrolar yeni insanlara, genç nesle ve gelir düzeyi düşük insanlara hitap etmekte sıkıntı yaşıyorlar. Elbette Alman sistemindeki tiyatroların çeşitliliği bu yaraya bir nebze merhem olsa da yeterli gelmiyor. Gençler ve yoksul kesim tiyatrodan uzak duruyorlar. Ancak Almanya’da bu durma çare bulmak isteyen ve çalışma yürüten tiyatro insanı sayısı bizden bir hayli fazla. Tiyatrolar her sezon klasik oyunlara çağdaş bakış açısı getirmenin yanında güncel oyunlara da repertuvarlarında sıkça yer veriyorlar. Almanya’da ya da dünya siyasetinde yaşanan bir olay, dünya genelinde yankı bulan sosyal bir sorun veya çağdaş insanın güncel sorunları vakit kaybetmeksizin sahnede yerlerini alıyorlar. İnsanlar tiyatroya gittiklerinde muhakkak kendilerinden ve kendi sorunlarından birer parça bulabilecekleri eserlere rastlıyorlar. Bunun yanında Dramaturg ve Tiyatro Pedagogları tüm tiyatrolarda son derece aktif olarak çalışıyorlar. Hemen her hafta dramaturg ve tiyatro insanlarını bir araya getiren sempozyum, atölye çalışması ve toplantılarda dramaturglar tiyatronun güncel sorunlarına, tiyatronun popüler kültür ile mücadelesi ve yeni seyircilerle olan iletişim problemlerine çözümler bulmaya çalışıyorlar. Önerilen yöntemler kağıt üzerinde kalmayıp harekete geçiriliyor ve tiyatrolar her geçen gün güncel oyunlara ve Çocuk ve Gençlik Tiyatrolarına daha da önem veriyorlar. Toplumun tüm azınlıkları ve azınlıkların sosyal problemleri üzerine festival ve atölyeler düzenleniyor. Her tiyatronun aynı düzeyde çabaladığı bir başka şey ise her yaştan tiyatro-dışı insanlara da tiyatronun içinde yer vermek. Drama Kampları, Atölye Çalışmaları ve amatör yapım oyunlarla tiyatro, toplumda daha da yer edinmeye çabalıyor ve toplum hafızasından bağlarını da koparmamış oluyor. Almanya’da Dramaturg ve Tiyatro Pedagogu insanların çok yoğun biçimde ve her çalışmada aktif rol aldığını bir kez daha ifade etmeliyim.

İşimizin icra yönünden Berlin’de izlediğim oyunlarda bizlerin uyguladığı yöntem ve biçimlerden çok da farklı oyunculuklar izlediğimi söyleyemem. Gerek post-modern, gerek çağdaş, gerek klasik oyunlarda olsun oyunculuk biçimlerinde bizim aktör ve okullarımızın öngördüğü yöntemlerden farklı bir performansa rastlamadım. Oyunlarda bizim tiyatromuzdan farklı ve tiyatro sanatına daha iyi hizmet eden iki öge vardı. Bunlardan ilki, sahne tasarımıdır. Sahne tasarımında, izlediğim hemen hiçbir oyunda, doğrudan-gerçekçi bir yaklaşım görmedim. Tiyatro, sinemanın geldiği noktada onunla rekabeti bırakmış ve kendi tasarım ve aktarım dilini geliştirmiş. Tüm oyunlarda sahne tasarımı semboller, imgeler, minimalist ya da değil farketmeksizin gerçekçi olmayan anlatım biçimlerine yönelmiş durumda. Bu durum seyircinin hayal gücüne hitap etmekle birlikte tiyatroyu daha çekici hale getirmektedir. Zira seyirci, bir TV serisinde izlediği ve alışkın olduğu gerçekçi ortam yerine yepyeni ve daha önceki deneyimlerine dayanmayan bir yapı gördüğünde, seyircinin tiyatroya ilgisi artmaktadır. İkinci öge ise tiyatroların teknik birimdeki yeterlilik ve kullanılan teknolojisindeki üstünlüktür. Başta misafiri olduğum Deutsches Theater olmak üzere ziyaret etme imkanı bulduğum çoğu tiyatroda ışık, ses, sahne makineleri sistemlerinde hayli çağdaş ve yeniliklere imkan sağlayan sistemlerle karşılaştım. Deutsches Theater’ın Teknik Müdürü ile yaptığımız 1 saate yakın süren özel bir turda tüm mekanizma ve ışık sistemlerinin nasıl çalıştığı ile ilgili bilgi aldım ve teknolojinin yakından takip edilip iyi kullanılırsa sanatımıza nasıl imkanlar sunabileceğini daha yakından gördüm. Bu geziyle ilgili video ve fotoğraflar, ayrıca arşivimde mevcuttur.

JUNGES DT YAPILANMASI

Şahsımı Devlet Tiyatrolarında hizmetlerim sırasında Çocuk Tiyatrosuna yönlendiren ana unsur, tiyatromuzun halktan ve halkın sorunlarından uzak kaldığına yönelik düşüncem ve tıpkı kurucumuz Muhsin Ertuğrul’un atılımlarında olduğu gibi tiyatro seyircisini küçük yaştan yetiştirmek gerekliliğine dair inancımdı. Evet, tiyatromuz çocuk oyunları oynamakta ve -Milli Eğitim Bakanlığı’nın da katkılarıyla- okullarla kurulan irtibat sayesinde sene boyu hayli fazla sayıda çocuğa ulaşmaktadır. Ancak bu sürecin o çocuklar gençliğe adım attıklarında tiyatromuza bir seyirci dönüşü sağladığını ve tiyatromuzun ülke çapında daha yaygın ve etkin bir sanat etkinliğine dönüştüğünü, ne yazık ki, göremiyoruz. Öyleyse nicelik değil nitelik problemimiz var. Çocuk Tiyatrosu başta aktörlerimiz olmak üzere tiyatro insanları tarafından çoğunlukla önemsenmiyor, üzerine çalışmaya değer görülmüyor. Dramaturglarımız tiyatronun imkanlarının yeni nesil üzerinde nasıl çalışmalarla kalıcı eserler üreteceği üzerine araştırmalar yapmıyor ya da yapmak için destek bulamıyorlar. Tiyatro pedagoglarımız, yok. Sadece bir üniversitemizde Çocuk Tiyatrosu üzerine Yüksek Lisans programı var, o da kağıt üzerinde. İşte bu gözlem, durum ve düşüncelerle kurumumuzdan Çocuk Tiyatrosu üzerine gözlem yapmak ve yeni fikirler edinmek için eğitim almak için destek talep ettiğimde, beklediğimden de sıcak bir yaklaşımla karşılaştım. Genel Müdürümüz Necat Birecik başta olmak üzere tüm birimlerdeki çalışanlarımız bu etkinlik için benden çalışma azmi ve desteklerini esirgemediler. Üstelik son derece isabetli bir karar olarak da Deutsches Theater ve bu tiyatronun Gençlik Tiyatroları birimi olan Junges DT ile bağlantı kurmamı sağladılar.

Deutsches Theater Berlin, 1849 yılından bu yana faaliyetlerine devam eden, üç adet sahneye sahip olan binasında her yıl 30’u yeni olmak üzere 50 oyun sergileyen ve yıl içinde 30’dan fazla konuk dış-yapıma ev sahipliği yapan prestijli bir tiyatro. Repertuvarında hem klasik yapımlara hem de güncel oyun yazarlarının yeni oyunlarına yer veren Deutsches Theater, Berlin’in en köklü ve en prestijli tiyatrosu denilebilir. Tüm bu yönlerine rağmen, Deutsches Theater da yeni nesle ve güncel ekonomik dengeler nedeniyle her gün nüfusu artan orta ve alt gelir düzeyindeki insanlara ulaşmakla ilgili problem yaşayan tiyatrolardan biri. Özellikle genç neslin tiyatoya olan ilgisini canlandırmak gerekliliğini farkeden Deutsches Theater, şu an görevde bulunan Genel Sanat Yönetmeni Ulrich Khuon tiyatronun başına geçtiğinde bu konuyla ilgili çalışmalarını başlatmış. Ulrich Khuon’un projelendirmesi ile, gençler için ve gençlerle birlikte tiyatro yapacak, tiyatro çalışmalarını üretip bunların koordinesini ve icrasını sağlayacak bir birim kurulmuş. Junges DT adı verilen bu birim, özerk bütçesi ve çalışma prensipleriyle, birimden sorumlu Dramaturg Brigit Lengers tarafından yönetilmektedir. Deutsches Theater ile aynı çalışma, prova alanları ve teknik aksamı kullanan Junges DT, kendi bünyesinde iki tam zamanlı, bir yarı zamanlı elemanı ve iki de yarı zamanlı asistanı ile işleyişini sürdürmektedir. Bu elemanlar dramaturglar, tiyatro pedagogları, sanat yöneticileri ve sanat öğrencilerinden meydana gelmektedir. Her yıl kadrolu ve sözleşmeli toplamda 30’a yakın oyuncu ve proje bazlı da çalışabilen tiyatro pedagogları ile sanatsal faaliyetler, bu birimde yürütülmektedir. Hedef kitlesi 12 ile 22 yaş arasındaki bireylerden oluşan Junges DT, sanat ve eğitim arasında köprüler kurmak, gündelik yaşama estetik bir bakış açısı getirmek, gençlik sorunlarına sanatsal bir perspektiften bakarak çözümler üretmek ve sanatsal araştırmalar ve uygulamalar sayesinde neşeli ve yaratıcı bir bakış açısıyla gençlik çalışmalarını yürütmek amacını taşımaktadır. Bu bağlamda Junges DT, sadece çocuk ve gençlik oyunları sergileyen bir kumpanya olmanın ötesindedir. Her yıl sezona 2 haftalık Sonbahar Kampı ile başlayan Junges DT, tiyatro çalışmalarını gençlerle ve tiyatro pedagogları önderliğinde yaptıkları bu kamptan sonra, sezon boyunca da işlerini sürdürmektedir. Sezon boyu üyelik ile katılım sağlanan Junges DT Club bünyesinde 12-16 ve 16-23 yaş aralığındaki iki ayrı grupla, oyun çalışmaları, atölye çalışmaları, kısa oyun yazma ve oynama projeleri ve uluslararası değişim projeleri gerçekleştirilmekte ve sahnelenmektedir. ETC’nin Young Europe hareketi kapsamında uluslararası kamplar, projeler, oyun ve atölyelerde kendi çalışanlarını ve katılımcı gençleri biraraya getiren Junges DT, yerel düzeyde de her sezon farklı oyun projeleri içinde bulunmaktadır. Gençlik Tiyatroları birimi olarak her sezon en az 5 oyunla seyirci karşısına çıkan Junges DT, kimi oyunlarında sadece kendi kadrolu aktörlerine yer verirken, kimi oyunlarda kendi aktörlerine ek olarak ve seçmeler neticesinde belirlenen ve eğitimden geçirilen amatör gençlerle bir kadro oluşturmaktadır. Bu yapım ve ortak yapımlarda repertuvar belirlemede özerk olan Junges DT yine tüm performanslarında çocuk ve gençlerin ruh ve düşünce dünyalarına hitap eden, onların güncel gerçekliğini gözardı etmeyen ancak mutlaka iyi edebiyat ürünleri olan metinlerle seyirci karşısına çıkmaktadır. Oyunlarda oynayan amatör gençlerin oyunculuk, şan, dans eğitimlerinden Junges DT sorumludur. Bu gençlerin tiyatroda rol alması ise toplumda ciddi bir ilgi uyandırmakta, hem katılımcı gençlerin dünyasını zenginleştirmekte hem de izleyici gençlerin oyun ve eserle bağlantı kurmasını hayli kolaylaştırmaktadır. Yaklaşık 15 yıllık geçmişi olan Sınıf Oyunları diyebileceğimiz yeni bir tür tiyatro da Junges DT tarafından icra edilmektedir. Bu tür, tiyatroya olan ilgi ve bilginin arttırılması ve tiyatronun yaşama etkisi için okullarda, okulların sınıflarında icra edilen bir tiyatro türüdür. Ancak bunu söylediğimizde akıllara “normal” tiyatro oyunlarının “sınıf ortamına uyarlanması” akla gelmemelidir. Sınıf Oyunları, tiyatro pedagogları tarafından yürütülen projeler olarak her biri yeni yazılmış metinlerden oluşan oyunlardır. Oyunda dekor tamamen sınıf ortamının imkanlarından yola çıkarak yaratılmakta, müzikler portatif cihazlar ve oyuncuların kendi müzikal becerilerinden hareketle icra edilmektedir. Işık olarak sadece doğal ortam ışığı yeterli olurken oyunlarda kostümler, tıpkı izleyicilerin kıyafetleri gibi, gençlerin-çocukların giyimine uygun parçalardır. Oyunlar, anlatım yöntemleri ister açık biçim, ister kapalı biçim olsun yahut ister masalsı ister gerçekçi olsun mutlaka çocuk ve gençlerin yaşamlarındaki sorun ve konuları ele almaktadır. Bu tür oyunun belirli bir sergilenme periyodu yoktur. Okullar doğrudan Junges DT ile iletişime geçerek oyunu okullarına, sınıflarına davet etmektedirler. Oyun öncesinde çocuklara yapılan kısa bir tanıtım ve oyun sonrasında oyuncular ve gençler arasında yapılan samimi söyleşilerle bu bir saatlik oyunlar çok daha etkili hale gelmektedir. Okul çocukları hem kendi ortamlarında, hem de böylesine yakın ve onlarla iletişim kuran bir oyun izleyip sonra da da oyun üzerine tartıştıklarında kendilerini tiyatronun bir parçası olarak görerek kolayca bu sanata olan ilgilerini geliştirmektedirler.

Junges DT sezon boyunca oyunları, sınıf oyunları, kamp ve kulüplerinin yanında atölyeler de düzenlemekte ve tiyatro festivallerine katılmaktadır. Deutsches Theater’ın Junges DT yapılanmasının yanında Berlin’de yine tamemen devlet destekli olarak perde açan Grips Theater ve Theater an der Parkaue, tamamen Çocuk ve Gençlik Tiyatrosu üzerine çalışan kurumlardır. Bunların arasında en meşhuru olan Grips Theater, çocuk ve gençlik problemlerine sosyal-gerçekçi bir yaklaşımla bakmaktadır. Oyunlarında fantastik ve masalsı ögeleri kullanmaktan geri duran Grips, doğrudan çocuk ve gençlerin sosyal-toplumsal sorunlar karşısındaki gerçeğine ve problem çözme yeteneklerine katkıda bulunma amacı gütmektedir. Parkaue ise buna benzer ama oyunlarında sanatçı- estetik bakışın, eğitici bakış açısından daha az yer bulduğu oyunlar yapmaktadır. Bu iki ekip haricinde de bir sürü devlet destekli ve bağımsız tiyatro, çocuk ve gençlik tiyatroları eserleri, kukla tiyatroları da kendi gösterileri ve atölye çalışmalarıyla şehre hizmet etmektedir.

“VAN’A BİR MASAL ANLAT” ve PLANLANAN DİĞER ÇALIŞMALARIMIZ

ETC Personel Değişim Programı, çoğunlukla katılımcı tiyatro çalışanına hayli iyi bir gözlem ve öğrenme imkanı açan ve kültürlerarasında köprü kurmakta yardımcı olarak evrensel sanata hizmet eden bir program. Programın katılımcılardan beklentisi, kültürlerarası iletişim kanallarını açık tutacak ve ülkesinin tiyatrosuna yeni düşünce ve projelerle dönecek insanlar olmaları. Bununla birlikte ben ve Deutsches Theater’dan aynı program kapsamındaki partnerim Lasse Scheiba, benim Berlin maceram içinde ortak bir atölye çalışması yapmakta kararlıydık. Bu isteğimizi gerçekleştirdik. 24 ve 25 Mayıs 2015’de Lasse Scheiba ile gerçekleştirdiğimiz Atölye Çalışmasının adını, “Van’a Bir Masal Anlat” olarak belirledik. Atölye çalışmasında amacımız, iki gün boyunca ve günde 5 saate yakın süren çalışmalar sonunda 7 adet Alman gencine tiyatro, masallar, oyunculuk, Türkiye hakkında temel bilgi ve yönlendirmeleri vererek bu gençlerin hiç tanımadıkları Vanlı yaşıtları için bir masal yazmaları ve kendi yazdıkları masalı kendi sahnelemeleri ile oynamalarını sağlamaktı. Çalışmamız verimli, eğlenceli ve yorucu geçti. Temel oyunculuk egzersizleri ve tiyatro oyunculuğuna bakış açımızdan tutun da kültürlerarasındaki farklılıklara kadar pek çok konuda doğrudan uygulamalı çalışmalar yaptık. Hiçbir etki altında kalmadan kendi masallarını yazan gençler bunu sahneleme ve oynama imkanı buldular. Bu atölye ve Van için yaratılan bu masalın kaydı, montaj ve seslendirmesi bittiğinde tarafımdan Devlet Tiyatroları, Deutsches Theater ve ETC’nin ilgili birimlerine ulaştırılacaktır.

Van’a Bir Masal Anlat başta olmak üzere katılmcısı veya gözlemcisi olmak imkanı bulduğum gençlik atölyeleri ve gençlik kulüplerindeki çalışmalarla ilgili gözlemlerimi anlatmak isterim. Berlin, daha önce de bahsettiğim gibi dünyanın tüm kültür ve yönelimlerini içinde barındıran bir dünya başkenti. Bu çeşitlilik, gençlerin hem kökenlerinden gelmekte hem de gündelik yaşamlarına doğrudan etki etmektedir. Kendi olmak, kendi özünü kaybetmeden dünyanın gidişatına entegre olmak gibi hususlarda özgür bırakılan bu gençler ile ülkemizde birlikte çalıştığım gençler arasındaki ilk fark, Alman gençlerinin üzerinde bizimkine benzer bir toplumsal baskı olmayışıdır. Çocuklarımız, gençlerimiz sürekli bir şekil verme ve sürekli bir kalıba sokulma baskısını daima hissetmektedirler. Bu bir yaşam kültürü meselesidir. Siyasi iktidarlar veya sosyal gruplar bu konuda hiçbir farklılık gözetmeksizin kendi düşünceleri kapsamında gençleri şekillendirmek için onları sürüklemeye çalışmaktadır. Peki buradan Alman gençlerinin başıboş olduğu sonucuna mı varmalıyız? Elbette, hayır. Alman gençleri, kendi kimlik ve amaçlarına uygun bir yolda yürümek istediklerinde tüm sistem tarafından teşvik edilmekte ve yönlendirilmektedir. Ancak başkalarının kararlarına değil, kendi isteklerine uygun şekilde destek görmektedirler. Yapılan tiyatro ve atölye çalışmalarında çocukların üzerinde bir sosyal baskı olmayışı onları sorumluluk almak, yaratıcı olmak ve birlikte iş yapmak becerileri açısından bizim çocuklarımızdan bir adım öne geçirmektedir. Bu köklü bir eğitim politikasının ürünüdür. Alman çocuk ve gençleri ayrıca, tüm çalışmalarda sorumluluk ve yetki aldıkça daha verimli olmaktadırlar. Onlar yanındaki yol göstericiliğiniz hududunu aştığında kendilerini işin bir parçası görmemekteler ve bu durum onları yaptıkları işten soğutmaktadır. Bu bahsi geçenler, geçtiğimiz 4 sezon boyunca Van’da çocuk ve gençlerle yaptığımız çalışmalara hayli aykırı iki durum. Bizim çocuklarımız, özellikle doğuda, siyasi ve sosyal problemlerin tam ortasında yetiştikleri için baskı altındadırlar. Genel yönelimleri arzularını gerçekleştirmek değil de korktukları dünyadan korunmak olduğundan, ancak bir lider tarafından yönlendirildiklerinde yaratıcı işler üretebilmektedirler.

Bana birçok gözlem yapma, bağlantı kurma ve yeni bir bakış açısı sağlama imkanlarını sunan ETC Değişim Programı, sadece program süresince faydalandığım bir süreç olsun istemedim. Bana açılan bu imkan, geleceğe sirayet eden bir başlangıç olsun, niyetindeydim. Orada yürüttüğüm çalışmalar ve kurduğum bağlantılar neticesinde de bu amaca ulaştığım kanaatindeyim. Bir ay boyunca önemli festival ve toplantılarda biraraya geldiğimiz ETC Genel Sekreteri Heidi Wiley, atölye çalışmamız hakkında bilgi aldıktan ve ülkemiz için düşündüğüm Çocuk Tiyatroları çalışmalarım hakkında beni dinledikten sonra hoş bir davette bulundu. Wiley, her yıl Kasım ayında Parma/İtalya’da yapılan ETC toplantısına Genel Müdürümüzü, DT Dış İlişkiler Departmanından Burcu Boran’ı ve beni davet etti. Bu davet sırasında kuracağımız bağlantılar ve anlatacağımız projeler sayesinde ETC ve Young Europe merkezli projelerimizi gerçekleştirebileceğimizi ifade etti. Bir başka faydalı bağlantımız ise Deutsches Theater’da çalışan önemli Dramaturg ve Tiyatro Pedagogu Kristina Stang ile yaptığımız toplantılar neticesinde şekillendi. Çocuk Tiyatrosu, Tiyatro Kampları ve Sınıf Oyunları üzerine başarılı çalışmaları bulunan Stang, kendisini 3 hafta boyunca ülkemize davet etmemiz durumunda Sınıf Oyunları hakkında bizimle ortak bir çalışma yapabileceğimizi söyledi. Böyle bir çalışmada bizde henüz bulunmayan Sınıf Oyunları türü üzerine temel bilgiyi edinebilir ve uygun görüldüğü takdirde Genel Müdürlükçe belirlenen bir bölgede Sınıf Oyunlarını başlatabiliriz. Berlin’de tanışma imkanı bulduğum önemli isimlerden biri de, Grips Tiyatrosu’nda çalışan, 30 yıllık tiyatro yaşamına hayli ilginç tecrübeler sığdıran aktör Nizam Namidar oldu. Grips’te izlediğim ve çalışmaları karşısında etkilendiğim Nizam Bey, biraraya geldiğimizde Devlet Tiyatroları ile ortak çalışma yapmaktan mutluluk duyacağını belirtti. Ayrıca izlediğim oyunun da yönetmeni olan ve Grimm Kardeşler ödülü sahibi Yönetmen Yüksel Yolcu ile, Nizam Bey sayesinde bağlantı kurma imkanımız da mevcut. Iğdır’dan yola çıkarak Avrupa’da yer edinen bu önemli yönetmenle bir Çocuk Oyunu çalışmak, sürecin devamında kurumumuz adına da arzuladığım projelerden biridir. Üstelik değişim programımız henüz tamamlanmadı. Junges DT’nin genç ve maharetli dramaturgu Lasse Scheiba, devam eden programımız kapsamında 2016 Nisan ayında ülkemize gelmeyi planlıyor. Bir aya yakın sürecek bu ETC macerasında, Scheiba’yı misafir edecek ve onu hem Van Akdamar Çocuk ve Gençlik Tiyatroları Şenliği’nde hem de Ankara Küçük Hanımlar Küçük Beyler Çocuk ve Gençlik Tiyatroları Festivali’nde ağırlayacağız. Van’da bir atölye çalışması yapmayı hedefleyen Scheiba’nın bakış açısı ve paylaşacağı fikirleriyle tiyatromuza ve biraraya geleceğimiz gençlere katkıda bulunacağından eminim.

KÖPRÜLER KURMAKTA ÜSTÜMÜZE DÜŞEN PAY

“Burayı şöyle anlatmanı isterim: Burada Doğunun kültürü ve Batının toleransı hakim.” – Lasse Scheiba

Atölye çalışmamızdan sonraki günlerde, Berlin/Kreuzberg’de Lasse ile sohbetlerimizden birinde kendisi şöyle demişti, “Burayı şöyle anlatmanı isterim: Burada Doğunun kültürü ve Batının toleransı hakim.” Tıpkı Lasse Scheiba’nın dediği gibi, Kreuzberg bugün Berlin’in kalbini oluşturan ve tüm dünya kültüründen yaşamların birbirine saygı duyarak var oldukları bir yer. İşte ETC, özellikle Young Europe programı kapsamında, tüm Avrupa gençliğinde bu bilinci tiyatro aracılığıyla oluşturmaya çalışıyor. Ülkemizin gelenek, kültür çeşitliliği ve yaşam biçimine baktığımızda buna katkıda bulunmak ve ülkemizde de tiyatro aracılığıyla bu algıya hizmet etmek hiç de zor değil. Herhangi bir büyük kesintiye uğramadan günümüze dek gelen köklü bir kültür anlayışımız var. Tiyatromuz, hem geleneksel ögeleri hem de çağdaş biçimleri yakalama alışkanlığıyla 600 yıldan fazladır topraklarımızda insanımızla buluşuyor. Bugün Avrupa ile köprüler kurmak ve ülkemizde Çocuk ve Gençlik Tiyatroları’nı hakettiği düzeye çıkarmak hiç de zor olmamalı. Geriye kalan ilk şey, bir yapı kurmak oluyor. Junges DT örneğinde olduğu gibi ülkemiz tiyatro ve geleneğine uygun bir Çocuk ve Gençlik Tiyatroları yapılanması, ilk ihtiyacımız gibi görünüyor. Bu kapsamda yapacağımız oyun, atölye ve çalışmalar önce ülke çapında devamında da Avrupa genelinde bir Kültür Köprüsü ve Birlikte Yaşam algısı kurmaya katkıda bulunacaktır. Üstelik Tiyatro, böyle bir amaç için insanları biraraya getirecek en güzel yöntemdir. Çalışmaları Deutsches Theater’dan dünyaya yayılan önemli tiyatro insanı Max Reinhardt’ın dediği gibi, “Tiyatronun ölümsüzlüğüne inanıyorum. Tiyatro, hepimizin gizlice bir kenara attığı çocukluğuna açılan ve günlerimizin sonunda kendimizi avutmak için oraya döneceğimiz en eğlenceli sığınak yeri. ”

Bu yazıya iki özel teşekkürle son vermek isterim. Bir aylık deneyimim boyunca Türk Kültürü ve Gelenekleri konusunda hayli bilgili olan ve Berlin’deki yaşamımın her anında bana rehberlik eden, bana yardımcı olan, nihayetinde dostluğunu benden esirgemeyen Lasse Scheiba’ya ve Berlin öncesindeki tüm ihtiyaç, bilgilendirme ve süreçte her şeyin kusursuzca gerçekleşmesini sağlayan Burcu Boran’a teşekkür ederim.

BATUHAN YALÇIN, 4 EKİM 2015, ANKARA

Reklamlar