Meraklısına Eski ve Artık Silinmeyecek Bir Yazı

Nihayet blogu kişisel siteye çevirmeyi halletmişken size kişisel bir “ben” yazısı yazayım dedim. Sonra sildim, sildim. Sonra ve tekrar bir deniz kızının ‘hadi’ diye fısıldamasıyla sildiklerimi hatırladım. Eski bir yazı, öfkeli bir yazı ama hala en dibinde ben. Eskiden yazdıklarımızı silmemeliyiz, onları kabul etmeliyiz. Onlar bizim birer parçamız. Buyurun:


Merhaba. Bu, ben. Barış Manço isim babam. Tiyatroculuk yapıyorum. Anılacak işler yaptıktan sonra ölmek istiyorum. Galatasaraylıyım. Harry Potter jenerasyonundanım. Sağ kulağımda, dövme olarak, Harry’nin yara izini taşımaktayım. Kaybolursam öyle bulursunuz. Buraya kadar yeterince sıkıcı oldu mu? Evet. Ve.. eehh, didaktik oldu; hadi, gaza basalım.

Tutkuluyumdur. Beni ya çok sever ya da benden nefret edersiniz. Adı Batuhan olan erkekler ya da Buket olan kadınlar gibi. Ortası yoktur. Adı Sercan olan erkekler gibi değilimdir yani; herkesle bir ortak nokta falan bulamam. Jose Mourinho’yu düşünebilirsiniz, bu noktada. Beni, genellikle, tutkularım yönlendirir. Böylece öğrenmeye açık, meraklı ve çalışkan olurum. Bazen, esnemezliğim eleştirilmiştir. Kimseye tepeden bakmam ama kimsenin de bana tepeden bakmasına izin vermem. İşbu nedenle ya beni anlarsınız, size gösterdiğim gerçek saygıyı sezersiniz ya da beni havalı bir piç zannedersiniz. Bilgi sahibi olmadığım meselede konuşmam, bilgi sahibi olduğum meselede ise sizi öttürürüm. Çok az insanla gerçekten yakın olurum. İnsanlar beni soğuk bilirler ve fakat beni tanımayı isterlerse bunalacakları kadar sıcak olduğumu görürler; çünkü aslında insanları severim ve sevdiğim insanlardan beklentim yüksek olur. Çok sevdiğim insanlardan beklentim de yüksek olunca, ilişkinin zor olduğu zamanlar olabilir. Zor güzel.

Net konuşurum. rahatsız olursunuz. Zira hiçbir şeyi kibarlıkla boyamam. Fakat tanıdığınız kibar insanlardanımdır. Nasıl mı? Her noktada size saygı duyduğumu hissedersiniz. Konuşurken seçtiğim kelimeler de kibardır. Bununla beraber size kibar olacağım diye yalan söylemem. Fikrimi gizlemem. En güzel veya en kötü şeyi süslemeksizin, değiştirmeksizin size söylerim; hazır değilseniz öyle apışıp kalırsınız. Kelimelerle aram iyidir. Sağolsunlar, ülkenin en iyi beş diksiyon hocasının dördünden dört sene boyunca ders aldım. Kelimelerle büyü yaparım. El becerim ise yoktur. Adımı bile yazamam. Dikkatim dağılmaz, odaklanmam üst düzeydir. Lakin bir işi yapmak istemiyorsam, nihayetinde yapamam. Havalı değilimdir. Gerçekten. Ben size o işlerin havalı olmadığını anlatırım ve ya inanırsınız ya da havalı olduğumu düşünürsünüz. Yolda olmayı severim. Sürekli bir yol ve yol arkadaşlığı fenomeninden bahsederim. Biten şeyleri sevmem. Okurum, dinlerim, izlerim ama resimden ve postmodern sanat dedikleri boktan hiç ama hiç anlamam. Dört işlemi ancak yaparım, geometriye platonik aşk duyarım ama sosyal bilimler üzerine sizin adınıza tez bile yazarım. Dans edemem. Mümkün değil. Oyunlar için mecburen öğrendiğim danslar başına en az on gün fazladan prova yapmam gerekir. Fakat bir güzel yemek yaparım; güzel güzel yapılmış zeytinyağlılar, et yemekleri ve şerbetli tatlılar. Ha, tabii çizgi roman okurum. Çizgi roman okuruyum. Daima.

Ankaralıyım. Hatta Tunalılıyım. Ankara’nın gri, hiçbir şeysiz, dolayısıyla sadece dostlarınıza sıkı sıkı sarıldığınız sonbaharı benim için her şeyden güzeldir. Dünyayı geziyorum; lakin hep Tunalı’ya dönmek isterim. Kumaşların, gömleklerin dokulu, desenli olması hoşuma gider. Öyle şeylere dokunmayı çok severim. Plastiğe dokunmayı sevmem. Parke üzerinde ise yatar uyurum bile. Masallarda ve çocuklarla ilgili her şeyde en üstün sanat dokunuşlarının olduğunu düşünürüm. Bıraksanız ömür boyu sadece çocuk oyunlarında oynayabilirim. Çocuklara hayranım.

2009-2012 arası, on adet çok büyük ölüm tehlikesi geçirdim. Deprem, bomba, doğalgaz zehirlenmesi, trafik kazası vs… Tüm bunların sonunda ölümler karşısında çoğunluğun verdiği tepkiyi vermiyorum. Veremiyorum. Sakin kalıyorum ve ölüm bende panik duygusu yaratmıyor. Bunun yanında insan hakları ihlalleri ve toplum baskısı beni delirtiyor. Öleceğiz ve iyi yaşamalıyız. Bir bebeğin doğumuna ise hemen herkesten daha büyük, daha neşeli tepkiler verebilirim. Yaşamayı seviyorum. Herkesin vaktini olabildiğince neşeli, keyifli geçirmesini istiyorum.

Kurallarla yaşadığım bir sorun var, bazı dostlarım gibi. Kuralların, cehenneme inanmasalar çocuklara tecavüz edecek ve adam öldürecek insanlar için olduğunu düşünürüm. Yani sanki, kural dediğin şey kötü insanları bir şeylere zorunda bırakmak içinmiş gibi. İyi insanlarınsa vicdanları var. Bir de şu siyaset meselesi var; “izm”ler. Hiçbir şey “ist” olamam. Beni kalıba sokmayın, yaftalamayın, yargılamayın. Ben sizi kalıba sokmam, yaftalamam, yargılamam. İş meselesinde bir kenarda, köşede, etkisiz alanda kalmam. Kalamam. O işi yapmam daha iyi. Fakat bunun karşılığını veririm. İş verdiğinizde bana güvenebilirsiniz. Bulunduğum tüm okul ve tiyatrolarda bana sorumluluk verildi. Çünkü güvenilirimdir. Salak olduğumdan değil; yapılan piçliklerden zamanında kazık yediğim ve o hissi insanlara hissettirmek istemediğimden. Bana bir iş verirseniz, sizi asla arkanızdan vurmam. Bu yapılabilecek en adi şeydir.

Benimle çalışmak zordur. Yapabileceğimizin en iyisini yapmaya zorlarım. Yapamazsam bırakırım. B sınıfı işlerden nefret ederim. İşini iyi yapmayan insanlar beni sinirlendirir. Yavaş teknoloji ve kirli mekanlar beni delirtir.

İnsanları tanıdığımda onlara nötr değilimdir. Onları severek meseleye başlarım. Genelde üzülür ya da hayal kırıklığına uğrarım. Yine de böyle başlarım herkesle olan iletişime. Böyle başlamaktan vazgeçersem mutsuz, olumsuz bir insan olurum. Güne 20-25 tane köşe yazısı okuyarak başlarım; dünyadan haberim olsun isterim. bu yüzden de güne mutsuz başlarım. İlham verici, yürekle yapılmış, yapılmaz denip yapılmış, yaratıcı, öncü olan her işve herkes ilgimi çeker. Yarın öleceğimi bilsem, bugün tiyatro yaparım. Hayatta yapmak istediğim şey budur. Basit olan her şey hoşuma gider. Sade, minimalist, basit. Ne derseniz deyin. Muhteşemdir.

Akrabalığın getirdiği zorunluğa inanmam. Aslolan, sevgidir. Nasıralı ünlü Marangozİsa’nın dediği gibi: işte anam, işte babam, işte kardeşlerim. Aldığım tüm sorumluluklara rağmen sıfat ve makamlara inanmam. sıfat ve makam sahipleriyle tanıştığımda onları terse yatırmaya bayılırım ve makam verdikleri zaman asla kuralına göre davranmam. Mutlaka ezberbozarım. Ezberbozanım.

Eh, bahsetmek istediklerim şimdilik bunlar.

K.


 

Reklamlar